Karaca Köyü - Arsin :   Anasayfa
Evsiz kuşlara bile ev yapan millet! PDF Yazdır E-posta
Üye Değerlendirme: / 2
Kötüİyi 
Yazar Administrator   
Pazar, 15 Haziran 2008
Evsiz kuşlara bile ev yapan millet!
"Atlı kültürün kılıçlı çocukları" atalarımız, derin bir doğa sevgisi ile doluymuş. İşte otağının üzerine yuva yapan güvercinler için çadırını bırakıp savaşa giden atalarımızın doğa sevgisi:
09 Aralık 2007 09:46
Evsiz kuşlara bile ev yapan millet!
Atlı kültürün kılıçlı çocukları doğa ile iç içeydi Kuşlara bile ev yapan millet
Yazarlar / Rıza Zelyut

"Atlı kültürün kılıçlı çocukları" atalarımız, derin bir doğa sevgisi ile doluymuş. Otağının üzerine yuva yapan güvercinler için çadırını bırakıp savaşa giden, miraslarından bir bölümünü sokaktaki hayvanlara bırakan, sadaka niyetine kuş azat edenler de onlar. Bugünkü halimizse, geçmişimizle kıyaslanamaz…
İnsan olarak bundan 150 sene öncesine göre ne durumdayız? Cevap çok acı: Maalesef bugün millet olarak atalarımızın çok gerisindeyiz. Çünkü doğanın sade bir üyesi olmaktan çıkıp, yırtıcı birer canavara dönüştük. Bu halimizle de atalarımızdan çok geriye düştük. Bizim atalarımız öyle bir doğa sevgisi ile doluydu ki ağaçta, kuşta, suda, kayalarda bile kutsallık görür; onları kutsar; onlarla bir arada yaşamaktan derin mutluluk duyardı. Bu yüzden kuşlar için bile evler yaparlardı. "Serçe saray, kuş köşkü, kuş evi" gibi adlar verilen bu evler; özenle ve kutsal bir hizmet yerine getiriliyormuşçasına yapılırdı. Camilerde, mezar yapılarında, köşklerde özenle yapılmış; havalandırması bile düşünülmüş bu minyatür yapılar bulunuyordu. Hayvanlara bakmak, ihtiyaç sahibi olanın ihtiyacını gidermek, çaresizlere el uzatmak Türk milletinin en asli ibadeti olarak öne çıkmıştı. Öbür dünyada iyi bir yer edinmek için namaz kılmak, oruç tutmak gibi ibadetlerden çok, eli cebe atarak hayır kurumu oluşturmak daha önemli görünüyordu. Bugünkü ibadet anlayışımız bile 500 sene öncekinden çok daha geriye gitmiş bulunmaktadır.

YILANA BİLE DOKUNMA

Sanat tarihçisi Malik Aksel bakın daha yakın zamanlara kadar atalarımızın yaşadığı evleri nasıl anlatıyor: "Eskiden hayvanlarla insanlar akrabalar gibi bir arada yaşarlardı. Kediler davetsiz misafirlerdi. Köpekler hakkında hadis olduğu için eve sokulmazdı. Fakat sokakta bunlara ekmek doğranır, hatta adaklar dahi adanırdı. Yarasa, sansar, gelincik ise evin en kuytu köşelerini doldururlardı. Temel yılanına dokunulmaz, görüldüğü zaman "Şahmelek veya Şahmaran başı için bana dokunma" denir. İyi, kötü her türlü hayvanlara dostluk ve misafirperverlik gösterilir, ayrı ayrı konuklanırdı. Ağaçların tepelerinde, bacalarda, leylekler yer tutardı. Çatı aralarında kırlangıçlar, boş tavanlarda örümcekler! Şayet örümcekler alınacak olursa öğleden evvel alınmalarına dikkat edilir, öğleden sonra başka yerlerde yuva yapabilsinler diye. Hele kuş yuvalarına el değdirilmez, tedirgin edilmezdi. Yuva bozanın günahı büyüktü. Leylek uğurludur. Sıcak memleketlerden geldiği için kendisine hacılık kondurulmuştur. Kumru ve güvercinler kafeste beslenemezler yahut bunları kafeste beslemek günah sayılırdı. Fakat kanarya, saka, ispinoz, flurya, iskete gibi ötücü kuşlar böyle değil. Papağan, dudu kuşu, muhabbet kuşu ise kibar ev ve konakların kuşlarıydı."

İŞTE ECDADIN TÜM DÜNYAYI KENDİSİNE HAYRAN BIRAKAN DOĞA SEVGİSİNE EN GÜZEL ÖRNEKLER. TARİHİ KUŞ EVLERİ...

YABANCILAR ÖVGÜYLE ANLATIYOR

Atalarımızın hayvanlara karşı gösterdiği sevgi ve ilgiyi Avrupalı gezginler hayret ve hayranlıkla anlatmışlardır. İşte onlardan bir demet:

Önce 1555'te İstanbul'a gelen Avusturya Elçisi Ogier Ghiselin de Busbecg'in mektubundan bir bölüm: "Bizim mahallenin civarında bir yerde gür yapraklı dallarını etrafa yaymış büyük bir çınar ağacı var. Bazen, kuşçular, yanlarında birçok küçük kuş olduğu halde bu çınarın alına gelip oturuyorlar. Gelip geçenler de onlara para vererek kuşları alıyor ve azat ediyorlar. Serbest kalan kuşlar çoğunlukla çınarın yaprakları arasına konarak kanatlarını çırpıyor, sevinçle cıvıldaşıyorlar, adeta esaretten kurtulmalarının heyecanını yaşıyorlar. Onları serbest bırakmış olan Türkler de bu manzarayı görerek aralarında şöyle konuşuyorlar: "Bak nasıl seviniyor, minnetlerini nasıl dile getiriyorlar". Cıvıltıları kırları dolduran küçük kuşları öldürmek şöyle dursun, onları hürriyetlerinden mahrum edip kafeste beslemeye bile bir kısım Türkler asla razı olmazlar.



Diyebilirim ki Türk atları kadar insana yakın bir hayvan daha yoktur. Bunlar binicilerini ve bakıcılarını hemen tanırlar. Türkler atları terbiye ederken onlara çok şefkatli davranırlar. Köylüler tayları incitmemek için ellerinden geleni yapıyorlar, evlerinin içine kadar sokuyorlar, yemek sofralarına bile alıyorlar, seviyorlar, okşuyorlardı. Tayları adeta çocuklarıyla bir tutuyorlardı. Kötü nazarlardan onları korumak düşüncesiyle boyunlarına gerdanlık gibi bir muska takarlar. Zira Türkler nazardan pek korkarlar. Hayvanlara bakanlar onları hep okşayarak, iyi davranarak sevgilerini kazanırlar. Mecbur olmadıkça sopa veya kırbaçla vurmazlar."

SOKAK HAYVANLARINA MİRAS BIRAKANLAR

1655-1656'da Türkiye'ye gelen Fransız Jean Thevenot da aynı görüşleri dile getirmektedir: "Türklerin iyilikseverliği hayvanlara ve bu arada kuşlara kadar ulaşır; her gün birçok kimse pazarlara kuş satın almaya gider ve bunları serbest bırakırlar. Söylediklerine göre bu kuşların ruhları, kıyamet gününde Tanrı huzurunda olanların iyiliklerine şahitlik edecekledir. Bir hayvanın acı çekmesinden ıstırap duyarlar, tavuklarını kesmek istedikleri zaman onlara fazla ıstırap vermemek için başlarını bir darbede keserler; eğer onların, Fransızların yaptıkları şekilde öldürüldüklerini görselerdi yapana birkaç sopa atmaktan kendilerini alamazlardı.

…Ölen bazı kimseler mallarını haftada birkaç defa köpek ve kedileri beslemek üzere bırakırlar. Bu vasiyetlerini yerine getirmek için sadakatle ve dindar bir şekilde bunu yapan fırıncı ya da kasaplara paralarını bırakırlar ve her gün yanında et taşıyan insanların köpek ya da kedileri çağırarak bu hayvanları çevresine toplayıp onlara parçalar halinde bunları atması hoş bir şeydir."

MÜBAREK GÜVERCİN HACI LEYLEK

18. yüzyıl Türkiye'sini ayrıntılarla veren Leydi Montague güvercinlerle leylekleri anlatırken diyor ki: "Burada masumiyetlerinden dolayı güvercinlere dindarca bir hürmet besliyorlar. Bu yüzden adetleri gün geçtikçe artıyor. Leyleklere de aynı saygı gösteriliyor. Çünkü bunların her kış Mekke'yi ziyarete gittiklerine inanıyorlar. Velhasıl bunlar Türk İmparatorluğu'nun en bahtiyar tebaası. Zaten onlar da imtiyazlarını fark ettikler için sokakta rahatça dolaşıyor, evlerin üst katlarına yuva yapıyorlar. Evlerine yuva yapılan halk kendilerini şanslı sayıyorlar. Bütün sene ne yangına ne de vebaya uğramayacaklarına inanıyorlar. Odamın penceresinde bu uğurlu yuvalardan bir tane bulunduğu için ben de bahtiyarım."

TAHTA KUŞ EVCİKLERİ

19. Yüzyıl yazarlarından Gerard de Nerval'den şu not da ilginç: "Tekkenin bahçesine girdiğimizde iş gören dervişlerin akşam yemeğini verdikleri bu hayvanlardan pek çoğunu gördük. Bunun için çok eski ve çok sayıda vakıflar var. Akasya ve çınar ağaçları dikilmiş olan bahçenin duvarında, konsollar gibi belli bir yüksekliğe asılmış, boyalı, oymalı küçük tahta evcikler vardı. Bunlar, kuşlar için yapılmış evciklerdi ve serbestçe uçuşan kuşlar gelip bu barınaklara sahip çıkıyorlardı."

İstanbul kanatlar altında

19. yüzyılın yazar ve gezgini Edmondo de Amicis İstanbul'un kuşlarını şöyle anlatıyor: "Türklerin çok sevip korudukları her cinsten sayısız kuş yüzünden İstanbul'un kendine mahsus bir neşesi ve zarafeti vardır. Camiler, korular, eski surlar, bahçeler, saraylar, her şey şarkı söyler, dem çeker, cıvıldar, öter, şakır; her tarafta kanatların teması hissedilir, her tarafta hayat ve ahenk vardır. Serçeler evlere cesaretle girip çocuklarla kadınların ellerinden yem yer; kırlangıçlar yuvalarını kahve kapılarının üstüne, çarşı kubbelerinin altına yapar, sultanların veya şahısların hayratlarıyla beslenen sayılamayacak kadar çok güvercin sürüsü kubbelerin saçakları boyunca ve şerefelerin etrafında beyazlı siyahlı halkalar meydana getirir; martılar sevinçle uçuşur, binlerce kumru mezarlık servilerinin arasında sevişir; Yedikule'de kargalar öter, akbabalar daire çizerek uçar; deniz kırlangıçları uzun diziler halinde Karadeniz'le Marmara arasında gidip gelir ve leylekler ıssız türbelerin üzerinde lak lak eder. Türkler için bu kuşların her birinin güzel bir manası veya hayırlı bir tesisi vardır. Kumrular sevdaları korur, kırlangıçlar yuva yaptıkları evleri yangından muhafaza eder, leylekler her kış Mekke'ye hacca gider, deniz kırlangıçları müminlerin ruhlarını cennete götürür. Böylece minnet hissiyle ve dindarlıkla Türkler kuşları himaye edip beslerler, kuşlar da onların evlerinin etrafında, denizin üstünde ve mezarların arasında şenlik eder. İstanbul'da, her yerde insanın başının üzerinde, dört bir tarafta kuşlar vardır, şehre köy neşesi dağıtan ve ruhunuzdaki tabiat duygusunu durmadan yenileyerek içinizi serinleten cıvıl cıvıl sürüler size şöyle bir dokunup geçer."

Doğayla uyum

Velâyetname'de anlatıldığı üzere; Hacı Bektaş Veli Anadolu'ya gelirken atalarımızın en mazlum yaratık gördüğü güvercin donuna girmiştir. Bunun da ayrı bir hikayesi vardır. Aynı biçimde 1140'larda bir savaşa giderken Selçuklu Sultanı Sencer'in otağının üzerine güvercin yuva yapar. Sultan bunu görünce otağını orada bırakır ve başına da gözcüler diker. Ta ki yavrular çıkar, uçarlar; otağ öyle sökülüp götürülür. İşte bizim atalarımız bunlardı... Atlı kültürün kılıçlı temsilcileri; binlerce yıl Avrasya’ya egemen olmuşlarsa bunu kılıç gücünden değil doğa ile olan bu uyumlarından sağlamışlardır. Bugün onların torunu olan bizler ise hayvanları, böcekleri, bitkileri yok etmek için müthiş bir yarış içindeyiz. Atalarımızın çok çok gerisine düştüğümüzü acaba anlıyor musunuz?

Üsküdar’da kedi hastanesi

Prusya'da genelkurmay başkanlığı da yapmış olan General Von Moltke 'Türkiye Mektupları'nda şunları yazıyor: "Türkler hayırseverliklerini hayvanlara karşı bile gösterirler. Üsküdar'da bir kedi hastanesi bulursun, Beyazıt Camisi'nin avlusunda da güvercinler için bir bakım yeri vardır. Yoksul Müslümanlar bile ölenlerin mezarını, canlılar için hayra vasıta etmeye çalışırlar; birçok mezar taşlarının altı bir yalak şeklinde oyulmuştur, buraya yağmur suları toplanır ve sıcak yaz günlerinde köpekler ve kuşların susuzluklarını giderebilecekleri, küçük mikyasta bir fukara mutfağı vazifesini görür, Müslümanlar hayvanların şükranının da insanlara hayır getirebileceğine inanırlar."

Favori olarak ekle (17) | Bu yazıyı web sayfanızda alıntılayın | Görüntüleme sayısı: 14077

Bu yazıya ilk yorumu yazın
RSS yorumları

Yorum yaz
  • Lütfen yorumunuzun yazının konusu ile alakalı olmasına dikkat edin.
  • Kişisel hakaret içeren yorumlar silinecektir.
  • Reklam amaçlı yorumlar silinecektir.
  • 'Gönder' düğmesine basmadan önce yeni bir güvenlik kodu üretmek için tarayıcınızın *Yenile* düğmesine basın.
  • Yukarıdaki durum yanlış güvenlik kodu girildiği durumlarda geçerlidir.
İsim:
E-posta:
Web sayfası:
Başlık:
BBCode:Web AddressEmail AddressBold TextItalic TextUnderlined TextQuoteCodeOpen ListList ItemClose List
Yorum:



Güvenlik kodu:* Code
Ek yorumlar konusunda bana e-posta aracılığı ile ulaşılmasını istiyorum.

Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.6
AkoComment © Copyright 2004 by Arthur Konze - www.mamboportal.com
All right reserved

 
< Önceki   Sonraki >
internet kitapçınız kitapyurdu.com'dan binlerce kitaba ulaşabilirsiniz.
internet kitapçınız kitapyurdu.com'dan binlerce kitaba ulaşabilirsiniz.

Fındık Kitabı
Dr.Mustafa Duman

Üye Menüsü

Şuanda 21 misafir bağlı
Üye Bağlı Değil

Rasgele Resim

Syndicate

Son Yorumlar

www.arsinliler.com 1000 gündür...
Tebrik
Sevgili kardeşim,Hicri yılbaşınızı tebrik eder başarılarınız...
17/12/09 09:12 More...
By Erdoğan Şahin

Kurban Bayramınız Mübarek Olsu...
çok güzel bir site olmuş bütün karaca köylülerinin bayramını...
23/09/09 19:51 More...
By tatli_kız

Arsinde MYO sevinci
myo ne zaman açılacak
yeterli bi bilgi alamadık mümkünse myo nun ne zaman eğtime a...
15/07/09 14:10 More...
By osman

Fındık krizi büyüyor
insanlara hak ettiklerini versinler
13/07/09 09:38 More...
By ceylan

www.arsinliler.com 1000 gündür...
SABIR Dayanmak,sızlanmamak,kendini tutmak anlamına gelir.Nef...
05/06/09 08:43 More...
By Erdoğan Şahin

Son Üyeler

emir (emir)
(2010-07-26 14:54:53)
soner (soner)
(2010-05-20 11:15:20)
garizma (garizma)
(2010-04-03 17:39:33)
kemikçi (osman çınarlı)
(2010-03-21 12:41:06)
devrem (mehmet atasoy)
(2010-01-19 15:35:12)

Total Users

39 registered
0 today
0 this week
0 this month
Last: soner

Fındıkkiran Sincap
Jeanne Hiver